Lütfen bekleyin..


Tevbe İbâdetinin Zarûri Unsurları

13 Temmuz 2015, 01:16 - Okunma: 2402

Yaptığı herhangi bir amelin gayr-i meşru olduğunu idrak eden mükellefin vicdanen rahatsız olmasına ve Allah’dan (cc) af dilemesine tevbe denilir.

Yaptığı herhangi bir amelin gayr-i meşru olduğunu idrak eden mükellefin vicdanen rahatsız olmasına ve Allah’dan (cc) af dilemesine tevbe denilir. Hz. Ali bin Ebî Talib (ra) tevbe etmeye karar veren bir mükellefin; önce abdest almasını, sonra iki rek’at namaz kılmasını ve daha sonra tevbe etmesiyle ilgili sünneti şöyle ifade etmiştir: Ben Rasûlullah (sav)’den bir hadis işittiğim zaman, Allah dilediği kadar beni o hadisten yararlandırdı. Başkası ondan bana hadis rivayet ettiği zaman râviye yemin teklif ederdim. Yemin ettiği zaman onu tasdik ederdim. Ebû Bekir (ra) da bana bir hadis rivayet etti. Dedi ki, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Günah işleyen bir kimse, günah işledikten sonra abdestini güzelce alır, sonra iki rekat namaz kılar ve günahının mağfiretini Allah’tan dilerse, Allah ona mağfiret eder.” (Sünen-i İbn Mâce-İst: 1401 Kitabü İkametü’s-Salât: 193) Tevbe ve istiğfar, sadece dudak servisiyle yapılacak olan bir amel değildir. Tevbe; kelime olarak pişman olmak, hatadan dönmek, yaptığı günahı bırakıp Allah (cc)’a yönelmek demektir. İslâm ıstılahında ise, kalbini ve vücut azalarını şartlarına uygun olarak günah kirinden temizlemektir. 

Her müslüman üzerine farz olan tevbe; çok büyük ibâdetlerdendir. Zira tevbe; günahkâr kulun, kendisini Allah (cc)’ın azabından kurtaracak; yine Allah (cc)’tan başka birinin olmadığının idrakine varmasıdır. İşte Allah Azze ve Celle bu şuur ile tevbe eden kulunun hatasını giderir de, gazabını rahmet ve mağfirete çevirir. Sevgisiyle muamele eder. “…Allah tevbe edenleri sever.” (Bakara, 222)Kimi hikmet ehli şöyle demiştir: 

“Akıllı kişiye yakışan; tevbe ettiği zaman şu on şeyle amel etmesi gerekir:

-Dili ile istiğfar etmek.

-Kalbi ile tam bir pişmanlık duymak.

-Bedeni ile günahlardan uzaklaşmak.

-Tevbe ederek terk ettiği günaha bir daha kesin dönmemek.

-Ahireti sevmek.

-Dünyaya buğz etmek. (Dünyaya karşı gönülsüz ve soğuk olmak).

-Az konuşmak.

-Az yemek.

-Az içmek.

-Az uyumak.

Allah Azze ve Celle bu şekilde davrananları överek şöyle buyuruyor: “ (O Muhsinler) geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.” (Zariyat, 17-18)

 (İbn Hacer el- Askalânî, Münebbihat)

***

Allah Teâlâ’nın tevbekâr kullarına karşı olan sevgisinin dünya ve ahiretteki tezahürünü ise Rahmet Nebisi (sas) şöyle bildiriyor: “Kul, tevbe ederek Allah’a yönelirse, Allah da onun tevbesini kabul eder. Amelleri yazan meleklere o kulunun kötü amellerine dair yazdıkları şeyleri unutturur. Hatta âzâlarına bile işledikleri hataları unutturur. Yeryüzündeki mekânına ve gökyüzündeki makamına da unutturur. Tâ ki, mahlûkattan hiçbir şey kıyamet gününde o kişi aleyhinde şehadette bulunmasınlar.” (M. E. Er, Allah Katında Din, 186)

Güzel isimlerinden birisi de, et- Tevvâb olan Allah Teâlâ; tevbeleri çokça kabul eden ve sonsuz merhametiyle günahları bağışlayandır. Bunun içindir ki; Allah Teâlâ, kullarının günah kirinden arınmalarından sonsuz hoşnutluk duyar. Konu ile ilgili olarak Rasûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: “Kulunun tevbe etmesiyle Allah’ın hoşnutluğu, içinizden birinin ıssız bir çölde devesini kaybettikten sonra onu bulduğunda duyduğu sevinçten daha fazladır.” (Buhari)

Allah Azze ve Celle, kullarına bahşedeceği tevbenin mükâfatını ise şöyle müjdelemektedir: “ (Ey iman edenler!) Hepiniz Allah’a tevbe edin ki, korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız.” (Nur, 31)

Günahkâr kulun şu yolu takip ederek tevbe etmesi Sünnet-i Rasûle en uygun olanıdır. Esma b. el- Hakem; ben Ali (ra)’yi şöyle derken işittim demiştir:

“Ben Rasûlullah (sas)’tan bir şey duyduğum zaman, Allah (cc)’ın dilediği ölçüde onunla amel etmeye çalışan biriyim. Efendimizin ashabından birisi bana bir hadis haber verirse, ondan yemin etmesini ister, yemin ederse kabul ederim. Ebu Bekir (ra) –o doğru söyler- bana şöyle haber verdi: “Rasûlullah (sas)’ı şöyle derken işittim: “Bir kimse bir günah işler de akabinde güzelce abdest alır sonra kalkıp iki rekât namaz kılar ve Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah onu mutlaka bağışlar.” Rasûlullah (sas) devamla: “Onlar ki, fena bir şey yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-i istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.” (Âl-i İmran, 135) mealindeki ayeti sonuna kadar okudu.” (Ebu Davud, Vitr)

Müslüman şahsiyetin tevbesi; saf, samimi, ihlâsla ve yürekten bir tevbe olmalıdır ki, günahları mahv-ı perişan etsin. Zira Rab Teâlâ öylesi bir tevbe istemektedir: “Ey iman edenler! Samimi bir tevbe (tevbe-i nasuh) ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter…” (Tahrim, 8)

Hata eden ve günah işleyen kulun, tevbeyi geciktirmesi asla uygun değildir. Çünkü kul günah kiriyle kirlenmiştir ve ölümün de ne zaman geleceği hiç belli olmaz. Sonra kul, maazallah tevbe nasip olunmayan veya tevbesi kabul olunmayanlardan olur. Tevbe gibi bir nimetten nasiplenemeyenler ise; Allah (cc)’a sırt çevirmiş gafillerdir. Hiç şüphesiz Allah (cc) da onlardan yüz çevirmiştir. Rab Teâlâ uyarıyor: “Allah’ın kabul edeceği tevbe; ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbesini kabul eder. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca; ‘Ben şimdi tevbe ettim’ diyenler ile kâfir olarak ölenler için tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlanmıştır.” (Nisa, 18)

Ayet-i kerimelerin tefsiri sadedinde, ilahi ölçünün sınırını Allah Rasûlü (sas) şöyle bildiriyor: “Allah Azze ve Celle, kulunun tevbesini ruhu boğazına gelmedikçe muhakkak kabul eder.” (İbn Mace, Zühd)

Kulun tevbesindeki samimiyeti ise ancak şöyle anlaşılabilir: 

Gerçek bir tevbede şu dört özellik bulunur:

-Allah (cc)’ın rızasını kazanmak amacı ile bütün günahlardan pişman olmak. 

-Günahlara bir daha dönmemeğe kesin karar vermek. 

-Mümkün olduğu kadar Allah (cc)’ın ve kulların geçmiş haklarını ödemek. a. Allah (cc)’ın hakları: Namaz, kefaretler, adaklar vb. farz ve vaciplerdir. b. Kul hakları: Haksız şekilde elde edilen şeylerdir. Onları sahiplerine iade etmeli, sahipleri bulunamıyorsa mirasçılarına vermeli, mirasçılar da yoksa onların adına sadaka olarak dağıtmalıdır. Eğer bu hak; iftira, gıybet ve dedikodu gibi sözlü olup mal cinsinden değilse; hak sahiplerinden helallik dilemeli ve onlara iyilik etmelidir.

-Kul tevbe ettikten sonra ibâdet ederek nefsini terbiye etmeli, kötü arkadaşları bırakmalı, yediğini ve içtiğini düzeltmelidir. (M. E. Er, Allah Katında Din, 94)

Mü’mine yaraşan, günah kirine hiç bulaşmamaktır. Nitekim Hz. Ömer (ra) buyuruyor: “Günahtan sakınmak, tevbe ile uğraşmaktan daha iyidir.”

**

“Dili ile istiğfar etmek.”

*

İstiğfar kelime olarak; bir nesneyi kirden, pastan ve tehlikelerden koruyan örtü, zırh ve mahfaza gibi manaları taşır. Istılahta ise; tevbe ederek günahlardan temizlenen kulun, bu temizlik üzere kendisini korumaya almasıdır.

Bir diğer ifade ile istiğfar; kulun kendisini yaratanına arz edip hata ve günahlarından dolayı özür dileyerek, bağışlanıp korunmasını istemesidir.

İstiğfar konusunda Allah Rasûlü (sas)’nün günlük virdini Ebu Hureyre (ra) bildiriyor: “Rasûlullah (sas) buyurdular ki: “Ben günde yüz sefer Allah’a istiğfarda bulunurum.” (Müslim)

Pak Rasul (sas)’ün mübarek dualarından birisini de Aişe (r anha) validemiz bildiriyor: “Rasûlullah (sas) şöyle dua ederdi: Allah’ım! Beni; güzel amel işledikleri zaman müjdelenen ve hata işlediği zaman da istiğfar edenlerden eyle.” (İbn Mace, 3820)

Huzeyfe (ra) anlatıyor: “Benim dilimde, aile efradıma karşı bir ölçüsüzlük vardı. Fakat bu başkalarına karşı olmazdı. Bu halimi Aleyhissalâtu vesselâm’a söyledim. Rasûlullah (sas) bana; “İstiğfar bakımından ne haldesin? Bu kusurunun bağışlanması için günde yetmiş kez istiğfar et.” buyurdu.” (İbn Mace, 3817)

Allah Rasûlü (sas), istiğfarın Allah (cc) indindeki değerini ise bir diğer hadislerinde şöyle bildirmektedir: 

“Kim yatağına vardığı zaman üç defa; “Estağfirullah el- Azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l- Hayyü’l- Kayyûmu ve etûbu ileyh.= Hay (ölmez diri), Kayyûm (her şeyi idare eden) ve kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah’tan bağışlanmamı diler ve O’na tevbe ederim.” derse; o kimsenin günahları denizköpüğü kadar da çok olsa, ağaçların yaprakları sayısınca da olsa, Alic bölgesinin kumları miktarınca da olsa veya dünya günlerinin sayısınca da olsa, Allah Teâlâ hepsini bağışlayıp affeder.” (Tirmizi)

İstiğfarı terk etmek, (maazallah); ‘Allah (cc)’a ve O’nun korumasına, muhafazasına ihtiyacım yoktur, ben bana yeterim, ben kendimin ilahıyım’ demek gibidir ki, bu da kul için düpedüz helâk sebebidir.

Allah Teâlâ, istiğfarı Rasûlullah (sas)’ın bekasıyla eşit tutarak şöyle buyurmuştur: “Hâlbuki sen onların içinde bulundukça Allah, onlara azap verecek değildi. Onlar istiğfar ederlerken de Allah onlara azap edecek değildi.” (Enfal, 33)

Ashaptan bazıları şöyle derdi: “Bizim için iki emniyet vardı. Onlardan biri Rasûlullah (sas)’ın içimizde olması idi. Şimdi bizimle beraber ancak istiğfar kaldı. Eğer istiğfar da giderse helâk olduk (demektir!)” (M. Çelik, Mekârim-i Ahlâk, 1/373)

Müslüman şahsiyet; Allah Teâlâ’dan kendi günahlarının bağışlanmasını dilerken, din kardeşleri için de istiğfarda bulunmayı bir kardeşlik borcu bilir. Zira Rabbimiz Allah (cc), kardeşlik hukukunu öyle bildiriyor: “…Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin.” (Haşr, 10)

Âlimlerimiz, istiğfar lafzını ve manasını kapsayan her duaya istiğfar denilir demişlerdir. Fakat Allah Rasûlü (sas), şu şekilde istiğfar edilmesi konusunda özel bir tavsiyede bulunmuştur:

“İstiğfarın seyidi (Allah’tan bağışlanma dilemenin en iyisi) şudur:

“Allâhümme ente rabbî lâ ilâhe illâ ente halâktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü. Ebûu leke bi ni’metike aleyye ve ebûu leke bizenbî fağfirlî feinnehû lâ yağfiru’z- zunûbe illâ ente eûzü bike min şerri mâ sana’te.= Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Beni yarattın ve ben senin kulunum. Gücüm yettiğince, senin emrinde ve vaadin üzereyim. Senin bana olan nimetini ikrar ve itiraf ediyorum. Günahımı da itiraf ediyorum. Beni bağışla. Çünkü senden başkası günahları bağışlayamaz. Yaptığım şeylerin şerrinden sana sığınırım.”

Bir kul gecelediği zaman bunu söylerde ölürse, cennete girer (yahut cennet ehlinden olur). Sabahladığı zaman bunu söyler de o gününde ölürse yine cennete girer.” (Buhari, Deavât)

Allah Azze ve Celle, istiğfar eden kullarını överek şöyle buyuruyor: “ (O Muhsinler) geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.” (Zariyat, 17-18)

**

“Kalbi ile tam bir pişmanlık duymak.”

*

Allah Teâlâ, günah işleyip de kirlenen kulunun bu kirden kurtulması için, tevbe kapısı gibi bir kurtuluş kapısı açmıştır. Kul bu kapıdan geçerek arınır, temizlenir ve günah esaretinden kurtulur. Eğer günah kirleri, tevbe ile temizlenmezse kulun kalbini karartır ve katılaştırır. Bu da kulu sürekli kötülüğe, tekrar tekrar çeşitli günahlara ve nihayetinde (maazallah) Allah (cc)’a karşı isyana sürükler.

Kula yaraşan; derûnî bir pişmanlık ile yaptığı hatalardan hemen dönmesidir. Nitekim Allah Azze ve Celle, yazıcı meleklere kullarının sevaplarını hemen yazmalarını emrederken; günahlarını yazmalarını ise gecenin son üçte birine kadar ertelemelerini emretmektedir. Umulur ki, günahkâr kul bu süre zarfında nedamet duyup tevbe eder de kurtulanlardan olur. Bu müjdeyi bizlere Allah Rasûlü (sas) şöyle bildiriyor: “Muhakkak ki Allah Teâlâ, gecenin yarısı veya üçte ikisi geçinceye kadar (günahların kaydını) geciktirir. Sonra; “Sakın kullarım benden başkasından bir talepte bulunmasınlar! Kim benden isterse, istediğine icabet eder duasını kabul ederim. Kim bana istiğfar ederse, onu affederim. Bu hal fecir doğuncaya kadar devam eder.” buyurur.” (İbn Mace, 1367)

Pişmanlık;  insanın yapması gerekip de yapmadığı veya yapmaması gerekip de yaptığı bazı hatalarından dolayı üzüntü, mahcubiyet ve suçluluk duymasıdır. “Keşke şöyle yapmasaydım veya keşke şöyle yapsaydım.” diye hayıflanarak vicdan azabı hissetmesidir.

Diğer bir ifade ile pişmanlık; için için insanın içini acıtan ve ezen hayıflanma duygusudur. Üzüntü ve nedametin bir yansıması olarak kulun hatasını anlaması ve bir daha asla yapmamaya niyet etmesine vesile olan güzel duygulardandır aslında. 

Pişmanlık duygusunu kalbinin en ücra köşesine kadar hisseden mü’min, yaptığı hatadan ibret alır. Acizliğini itiraf ederek Allah (cc)’a yönelir. Bağışlanma dileğiyle tevbe eder. Böylece kalbî bir pişmanlık, mü’min kulun hatasını rahmete çevirir.

Günahkâr kul; bütün hataları affedecek yegâne otoritenin Allah Teâlâ olduğunu hatırlayıp pişman olarak O’ndan af diler. Nitekim Rabbimiz Allah (cc), nedametinden dolayı günahkâr kulunun günahlarını bağışlayacağını taahhüt etmektedir. Zira kul; Allah (cc)’a dönmek ile Allah (cc)’tan başka ilah olmadığını idrak etmekte ve kendisini Allah (cc)’tan başka affedecek birisinin bulunmadığına iman etmektedir. İşte bu imanının mükâfatı olarak da AllahTeâlâ kulunun samimi pişmanlığından dolayı kulunu affetmektedir. Bu müjdeyi, Ebu Hureyre (ra)’nin rivayetiyle Rasûlullah (sas) şöyle bildirmektedir:

“Bir kula bir günah isabet edip veya bilerek bir günah işleyip de o kul; ‘Ya Rab, ben bir günah işledim yahut ben bir günaha uğramış oldum. Kusurumu af ve mağfiret eyle’, diye (günahını itiraf ve) niyaz ederse, o kulun Rabbi: “Demek ki kulum, (dilerse) günahını affedecek (dilerse) cezalandıracak bir Rabbi olduğunu bildi. Şu hâlde Ben de kulumu mağfiret ettim”, buyurur.” (Buhari, Tevhid)

Müslüman şahsiyet, nefsinin istediği ya da başkalarının istediği (memnun olacakları) bir hayatı yaşayarak pişman olmak yerine, Rab Teâlâ’nın razı olacağı bir hayatı yaşayarak sonsuz mutluluğu yakalar.

Mustafa Tuna-Misak

Etiketler : hadis, tevbe, istiğfar
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
HADİS/SÜNNET Kategorisindeki Diğer Haberler
Batman’da 50 öğrencinin ilim tahsil edeceği Oduncular Sitesi Medresesi dual..
Yine başka bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Allah Şa’banın pazartesi ve ..
Şaban ayı çok faziletli bir aydır...
“Çok uyumak ömrü azaltır ve ecrin çoğunu zayi eder.” (Resulallah (s.a.a))..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=